Perşembe, Nisan 09, 2015 By: İkra Ela

ALEV BABASI

HARİS

Sıkıntılar, Allah'ın kırlangıç kuşlarıdır. // Abdülkâdir Geylani

Sıkıntıların seni hakikati kavuşturacak akımı sağlar,o gelince ne kadar toz var ise havaya kaldırır,senin hak ile batılı seçmene sebep olur.Sen hakikati görüp doğruluğu seçersen,sıkıntılar ebabil olur.Seni hak kelimelere kavuşturur.Hak kelimelere kavuşan köle edilmiş fil dahi olsa kendini bulur,esaretlerinden kurtulur,bir ebabil hafifliğine,özgürlüğüne,kanatlarına kavuşur...

Sıkıntılar yüzünden kendini viran etmeyen Allah'a her an bağlı kalan,Allah adı ile bağ kurduğunu bilenin çoşkuSU olur.DuyguSU bağrında akar...
Ateş olmadan su olmaz,kim ki yüreğine düşen ateşi köz eder kül olmak pahasına o çöl bir yangınına düşer...çöl arayıştır,çöl bağrın yanmasıdır...Her bağır bağına su ister... işte o su sevgi güneşi ile gelir...
Denge ile alınan denge ile verilen sevgi ile....
Dengesiz sevgi yakar,buz eder...
İki kutup söyler bize...mevsimler dili ile...dengeli ol der Rabbimiz Rahman Allah ayetleri ile...

Kim ki hırsları için ateşi harlar o alev babasıdır...



Ebu Lehebin elli kurusun ne demek?

El, yapabilme ,kavrayabilme,tutabilme,kesebilme,doğraya bilme vb.gibi bize beceriler kazanabilmemiz için verilen bir araç iken o neden kurusun?

İnsanın maddi ve manevi gücü damarlarından çekildiğinde o iki elde kurur.Kof bir oduna döner,çürür.Ekebilme özelliğine sahip insan hakkı olmayana el uzattığında şeytanlaşır.Enerjisini hak için kullanacağına,ateşi başına vurmuş bir şekilde aç gözlü olur.

Haris:Açgözlü.
1. Muhafız, bekçi, gözcü.
2. Koruyan, koruyucu.
3. Son derece hırslı olan.
4. Yemen'de bir arap kabilesinin adı.
Süngü demiri.Eken, ekici. Çiftçi. (Osmanlıca'da yazılışı: hâris)
Büyük Türkçe Sözlük MKD


Haris kelimesi hak bir erdem,beceri,yetenek,olanakken nasıl aç gözlü anlamı da taşıyor?Tabi ki bu ekme erdemi insana her yönden verilmiştir.Tarlaya ekmek,akla ekmek,gönle ekmek...

Haris kelimesi daha çoğunu istemekten,hak olmayana el uzatmaktan hırstan aç gözlü anlamına ulaşır.Bu durum emanet olan bir şeyin,bekçiliği,sorumluluğu,koruyuculuğu üzerindeyken bir tarlayı ekipte sonra yılanlara,kargalara terk etmek gibidir.

Haris olan tıpkı şeytan gibi haddini bilmeyince kendi yangının fitilini kendi yakar.

Kendi canımız gibi,bize emanet edilenler gibi,emanet olan dünyamızı hakkımız olmayana hırs ile el uzatarak,açgözlülük ile bozmamız gibi...

Ellerimiz ile yapar ellerimiz ile bozarız.Hakkımız olmayana göz diktikçe kör oluruz.Hırs tavan yapar akıl baştan gider,göz duman olur...

Alev babası(ebu Lehep)in karısı boynunda MESED olduğu halde cehennemine odun taşır.

Bir ipi vardı onun dünyada hazırladığı,o ip ki hakikatlerin içinden süzülmüş bir ince yağ gibi,hurma ağacından mayalanmış,lifleri ile nakış nakış işlenmiş bir ip...o ipi ne yazık ki o hırsları yüzünden bozdu...

Kök bilgilerden oluşmuş ipi menfaatleri için ziyan etti...kendini temizlemek için kullanacağına,kendini görmeden,taşlamalar,iğnelemeler,alaylar için kullandı...

Uzza'ya... itibara,mala taptığının dahi fark edemeyecek bir kör karanlıkta gezdi,ipin içinde ki özü anlayamadı ,öz olmayınca zihninde kof bilgiler kaldı,hırsları gözlerini kararttı.Kalbi alevli bir ateş gibi isi gözünü yaktı.Arsızlık haddini aştı.Aklında ki hakikat ipini isli göz ile seçemedi.Hep kofunu,yüzeysel görüneni aldı.Yüzeysel baktı...meyve dışta kabuk,içte tat,özde tohumdu...Kabuğu attı,tatı aldı...fakat tohumu hep attı...

İyi bir şiir ustası olduğu söylenir.Şair olan hakikatleri daha çok dile döker.Çünkü o yürek alevinden söyler...Fakat söylerken nefsini Allah'a bağlamadığı zaman ne kadar Hakikat ağacında gezse kendi dizdiğini dahi hakkı ile anlayamaz.Hatta hakikat ağacında olduğunu dahi bilemez meyveler peşine düşmekten,arzuları ile konuşur,hınçları,kinleri konuşur...

Ziyan etti Hurma lifinden yapılmış ipi alev babasının eşi...Hırslarından,itibarım elimden gidecek,imkanlarım elimden gidecek korkusundan...her söylediği söz kof kökünden ayrılmış bir odun yığını gibi kendi cehennemine ardiye...

Yazık etti kendine, o ip ona şahit boynunda takılı girecek...

Çöl kuraklığın da içine yangın düşmüş yiğitler!

Yiğitlikte insan olanın işidir.Dişiliği erliği yoktur biliriz.Er olan yürekli olandır.Gerektiğinde susmasını da bilir,konuşmasını da...

Fakat söylediği sözün nereye gideceğini,neye sebep olabileceğini ölçerek,süzerek söyler.Ağzını pislik yuvası olmaktan korur.
O ağız ki emanettir,yürek gibi en güzeli için dillen melidir,titremelidir.Bir yürek yangını olsa yine de hak için öfke dindirilmelidir,hakikat için...

Ateş sadece iyilik için harlanmalıdır...Kim ki ateşini iyilik için harlamaz o alev babasıdır..

Alev babasının ne kazandığı ne de malı onu koruyamadı.Hırslarının içinde kör bir dövüş yaptı anlayamadı...gücünü hak için kullanamadı,hakka adamadı....kendinden bir eser sadece yaptığı zulüm kaldı...

Alev babası mal ve kazandıkları ile güçlü olduğunu sanıyordu.O giderse bütün itibarım,gücüm kalmaz,hiç bir şeyi tutamam zannediyordu.Malı tükenmeden kendi tükendi,kurudu eli...

Kuruyacak eline,malının fayda edemediğini dahi göremedi...gözleri de gönlü gibi kurudu...seçemedi...
Ekicidir insan,eşi ile hemhal olursa en güzel meyveleri olur hakikat cinsinden...
Aç gözlü olursa yıkar damını başına...ateşi alev olur önce kendini yakar.

Vedduha bir fecr'den sonra gelir,temizlenip arınmak isteyen için...

Takva sahibi olup infak edenler için....ve ona yol kolaylaştırılır.

Ve gece desin diye umudunu kesme,sabır ile takvalı davranışlarına devam et.

İşte o Fecr açtığında mutlu olacaksın...

Yetimlik desteksiz,çaresiz kalmaktır,zenginliği ise sadece para ,mal zanneden yanılır.

O zenginlik ki Allah'a şahit olmaktır.Birr'i görmektir,anahtarı almaktır.

Ateşi ile aş yapanlara,ekmek dağıtanlara selam olsun..




Ateşini hak için kullanmayan arzularının esiri olmuştur.o kalbine baksın!
''Köpek giren eve melek girmez''

Köpek evde mi kapıda mı?Hangi ev de, hangi kapıda,köpek başıboş evde ise ne yapar?Köpek kapıdaysa ne yapar?

Köpek evde çok seviliyor ve her istediği yapılıyorsa ne yapar?Köpek itibar görmüyorsa ne yapar?

O ev nedir ki ?Hangi ev?Köpek hangi köpek?Kıtmir nedir ki?Kıtmir kapıda değil içer de olursa ne olur?
Kıtmir neden kapıda duruyor ki?İçeride olsa ne değişir ki?Köpek olan eve melek girmez demişti nebi!
Hangi eve melek girmez:köpek olan eve,o ev ne ki?O mağara ne ki?

Kıtmir nefsindir o gönül evin içinde yerleşmiş ise seni tüketir,o aslında bilir Rabbinin sonsuz verici olduğunu...

Fecr istiyorsan o nefsi kapına,kalbine kapakçık edeceksin,o gireni çıkanı sana söyleyecek,o üzerine bir zar olacak...Kıtmir,doğruluk devrini bekleyen uyurların kapısında ki köpek,Kıtmir hurma çekirdeğini saran ,içi özü koruyan ince tabaka.

Beytullah,Allah'ın evi,ya bizde ki ev o çok kıymetli cevherlerin yeri.Kırılınca Kabe'yi yıkmak gibi olan ev.

O evin içinde köpek olursa ne olur?Evinin içinde köpek besleyenler bunu çok iyi bilir.O HEP İSTER,HEP GÖZÜNE BAKAR,HEP PEŞİNDEDİR,

EN KÜÇÜK LOKMA İÇİN KIRK TAKLA ATAR,ŞIMARIKLIK YAPAR,VERİLMEYİNCE KÜSER,KAPINCA VERMEZ,HIRLAR...İŞTE O KAPIDA OLMAYINCA KALBİ BOZAR.

O kapıya bağlansa ne olur?Hakkına razı olur,yürek evine gelen,hırsızı,hırlıyı sana önce den haber verir,seni uyarır.

Ey uyanmak isteyen güzel yedi uyurlar hadi mağarandan çıkmak istiyorsan,bir bak kalbine kıtmir nerede?

Güzel ahlakı tamamlamak için gelen o güzel peygamberimizin,yüzeysel,hakikatsiz konuştuğunu düşünürsek yanılırız.

Peygamberimiz eşyanın hakikati ile konuşurdu.Bizde eşyanın hakikati ile ayetlere bakarsak bir bir yüreğimize değecek gerçekler gün yüzüne çıkar.

Eşyanın hakikati ise aynen Kur'an-ı Kerimde ki ayetler gibi muhkem ve müteşabih olarak ikiye ayrılır.Yani anlamı kesin olan ve anlamı yoruma açık,zamana ve şartlara göre değişken olabilen yoruma açık olan ayetlerdir.

Her şeyi hak ve hikmet ile yaratan Rabbimiz hem kainatta ki ayetleri Kur'an ayetleri ile düşünmemizi akletmemizi ister.Düşünmeyi bırakan insan bozar,bozulur.Kainat ayetlerini Allah'ın Alim adı ile okuyunca ilmi görüp çeşitli icatlar yapmamıza sebep olur,Rahman adı ile okuyunca mükemmel merhamete hayran kalırız,Halık adı ile o mükemmel yaratmasına hayran oluruz,Rab adı ile bize öğütlerini anlarız.Vedud ismi ile sevgi görürüz,Celal ismi ile okuyunca kainatı haksızlık,hile,hırs,sinsilik yapınca başımıza ne tür felaketler gelebileceğini öğreniriz.Ne yazık ki İslamın içinde olduğumuz halde sırf ihtiraslar yüzünden yolu çok bozduk,taşa çevirdik,İslam tanınmaz hale geldi.Hakikat ipi elimizde olduğu halde biz ipi kafamıza göre ya gizledik,ya üzerini örttük,ya paramparça böldük.

''Doğrusu Allah katında din, İslam'dır. O kitap verilenlerin ayrılığa düşmesi ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtirastandır. Her kim de Allah'ın ayetlerini inkar ederse, şüphe yok ki Allah, hesabı çabuk görendir.''Â'li İmra suresi 19.ayet

Çok çabuk bozduk yolu,ferasetimize at gözlüğü taktık,at gibi bakış açısı olacak gözlerimizi tek noktaya bağlayarak sadece ayak uçlarımıza basa basa yürüdük ve o yol taş oldu.Çukur yerlerde su akarda bulmadı,batıl içine karıştıkça bataklık oldu.Batıyor.batıyor...

Çocuklar seçemiyor içinden hakkı batıl diye hakkı yumrukluyor.

Taş olan yolda akar var ise temiz su içinde dahi göremedi hakikatleri,uyudu balıklar,çünkü öze değmedi.
Taş oldu İslamın yolu,tohumlar bağırlarda kaldı can için kıvranıyor...

Baston:Yürürken dayanmaya yarayan ağaç ve ya metalden yapılan araç:

“Şu sağ elindeki nedir ey Musa?”
(Musa) dedi ki: “O benim asâmdır.Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.”
Tâhâ suresi 17-18

Bu dalda bir asâ var.O asâya bir ulaşalım bakalım,baston ile çarpalım.Yere düştü; hadi o modelin anlamı neymiş çözelim:


ASÂ:

*Bazı ülkelerde,hükümdarların,meraşellerin,din adamalarının güç sembolü olarak törenlerde taşıdıkları bir tür ağaç ve metalden değnek.

*eskiden ihtiyarların baston yerine kullandıkları uzun sopa

Görünüşte baston(asâ) insana destek veren bir alet ve sembol olarak görünüyor.Yani hak yönü görünüyor.Peki yüce Allah:

''Allah, “Onu yere at ey Musa!” dedi. Musa da onu attı. O bir anda koşan bir yılan oluverdi.
''Allah dedi ki: Onu tut, korkma, biz onu ilk şekline döndüreceğiz''
''Bir de elini koynuna sok, çıksın bembeyaz bir afetsiz diğer bir âyet olarak''

                             Taha suresi 19.20.21.22.ayetler


Enerjini nefsine bağlama, kalbinde ki Nur'a bağla sesiydi...

Elinde ki güce güvenirsen o güç tükenince güçsüz kaldığını zannedersin,fakat kalbinde öyle bir güç var ki,O nur sen ondan tutundukça ihtiyar dahi olsan ummadığın nimetler ile karşılaşırsın.Yalnız kıtmirin kapıda bağlı olmalı...yoksa...!!!

Bunun nasıl olduğunu anlamak için asâ bilgisini biraz daha çözümlememiz gerekiyor.O zaman hadi onu yere atalım,ya da dedemizin bastonunu elinden alıp yere atalım.

Bir zaman baba olan dedem yaşlanınca güçten düştü,o gücü bulabilmek için bir değnek buldu.Elinden değneği çekince kendini bir an dengede tutamadı.
Demek ki asa elde iken araç,alet,bir hareket,güç,kuvvet ve enerjiyi temsil ediyor.Fakat elde değilken o sadece bir odun,demir,hareket etmeye dahi kudreti olmayan nesne.Dedem ise ayakta ve diri HALEN YAŞAM ENERJİSİ İÇİNDE AKIYOR,asayı eline alınca sadece kendine ayrı bir uzuv etmiş.Bir yönden aleti emri altına ,kendi kontrolüne iradesine bağlamış.Kendinde ki olanak ne ise isteği ile orantılı hak ve ya batıl kullanmak onun elinde

Dedem ya baston aletini zorla yine eline alır,ya da nazikçe ister.

''Torunlarım benimle eğlenmeyin,gücünüz gider,yaptığınız ettiğiniz ziyan olur,böyle değneklere dayanırsınız?

Hal bu ki dede o değneğe dayanmıştır fakat,her sene bu değneği yenilemesi gerekir.Odunda ,metalde zaman ile çürür.Dayandığı, bozulan,özü olmayan çürük bir şey.Tıpkı gençliğinde ekip,biçtiği ve ona güvendiği bağın ziyan olması gibi.Hem bağı ziyan oldu,hem de canı gevşedi,kuvvetten düştü.Öfkesini kül edip gül ekmemiş bir dede ise buna çok canı sıkılır,harareti hakaretlere dahi dönebilir.Öfkesini kül edip gül ekmiş dede ise neyi kaybederse etsin,isterse yürüyeceği olanağı dahi elinden alınsa o:

''Gençler daha toy,nereye bağlanacaklarını bilemiyorlar,kanları hızlı akıyor,öfkem ile onları yaralayıp onların cevherlerine zarar getiremem,elbette ki onlar güzel hak bilgi,sevgi ve merhamet ile karşılanmalı ki deli akan enerjileri batıl olana yönelmesin.''

Asasını hiç zorla almaya niyetlenmez,çömelir yere,elinde ne varsa onu ikram eder,bir hakikatli güzel özlü sözü ile...

''Dal kopunca ,dal canından oldu,dal ağlasın şimdi haline...belim bükük fakat kalbim atıyor yerinde,kamış boş iken bir kaç göz bir nefes yetti onun diline, ney oldu söyler sözünü,odun köz olmadan cevherini bulamayacak ki''

Toy dur çocuklar ya o sözü anlamasalar dahi o üslup onları etkiler,belki içinde yüreği yangın olan o sıcaklıktan da etkilenmez.Fakat az ve öz söz onun kulağının bir yerinde asılı kalır.O zamanını bekler.


Bastonu biz genç,diri,sabırsız,bilgisiz kuvvetli halimiz ile elimize alınca ilk hissettiğimiz ne olur,özellikle de birine,birilerine,bizi acıtan bir nesneye karşı kinimizi,öfkemizi hatırlarız.Onun ile yürümek yerine sağa sola çarparak öfkemiz ile eğleniriz.Araç böylece anlamı ile kullanılmaz olur.


Ne yaptığımızı ve nasıl kullanacağımızı bilmiyorsak bastonu yere vururuz,sağa sola kılıç gibi kullanırız.Bu atın toy hali gibidir.Birde bu harada doğmamış ise,yabani bir yerden gelmiş ise,kendine bir ip takılmasına asla razı olmaz,tek yöne bağlanmayı istemez.Çünkü o bilir yaban yerlerde kök bilgiler her yerdedir.O şimdiye kadar kök bir bilgiler ile beslenirken,bir tarafa yönetilmek,bir bakış açısı,sadece önlerine ne koyacaklarsa onu yemek istemez.O seçmek ister.Kendi seçmek ister,Seçimlerine müdahale edilmesine dayanamaz.Sadece şaşkındır,enerjisi zirvededir,ona at gözlükleri değil,hak,kök bilgiler gerekir,sakinleşip yolunu bulabilmesi için.İp ise sabit bir bakış açısı gösteren,tesir altında hipnoz eden batıl bilgi olmamalıdır.

Kendinin emrine köle verilse ,o yinede için için davasından vazgeçmez.Kendine verilen köleye seçimlerin senin elinde der.O özgür seçimleri için vardır.O esaret altında olduğu yerden kanatlanarak ayrılmak için hep heyecandır.

Bu kanatlanmak isteyen toy at,seçme özgürlüğüne kavuşmadıkça ve emir altında olmaktan bunaldıkça içinde ki ateşi alevlendirir.Bu alev kendini sarar,göz gözü görmez olur.Tek yönlü bakış açısına da bağlandığı için hakikatlerden iyice uzaklaşır.Ya kendini kapar bu dünyaya adeta elini ayağını kaybeder,sadece kinini unutmaz.Her fırsatta o kini kusacak bir ortam bulur.Enerjisi nefsine bağlı kaldıkça hata yapar batıl diye hakkı yumruklar da fark edemez.

Ya da öfkesini,nefretini köz eder içinde,enerjisini doğru araç ile hak yönüne harcar o esaret ortamında dahi ve iki kanada kavuşma yolculuğuna çıkar.Yılanın ürettiği zehiri dahi panzehir yapacak erdeme kavuşur.Yılan kalbe bağlanmış nefs ile oluşan enerji haline gelir ki onun emrine adeta melekler gibi secde eder.Melekesi olur,batılın yaptıklarını yutacak panzehir olur.Batılın önünü kesecek bir Kılınç olur.Bu Kılınç hak ve batıl içinden çıkar.Bu kılınç ki nefse bağlanmayınca bütün savaşları durdurup mavi bir ışık kaynağı olur.Enerjilerini nefslerine bağlamayanların çözeceği bir ışıktır bu,nefsine bağlı kalanın her zaman bir kör noktası olur ve orada o takılır kalır.

Uzunca metal ve ya tahta değneği elimizden yere atalım.Çıkan ses tı,tık,tıs,ti gibidir.Tıpkı arap alfabesinde tı harfini boğazımızdan çıkarırken davul tokmağını vurur gibi.

Dilin ucu üst dişlerin etlerine yakın yerden çıkar..Kalındır.

Tıs sesini doğada kaz,kedi,yılan vs. çıkarır.

Rabbimiz o asâyı yere at diyince,ne olduğu görünür oldu.O bir araçtı,tıpkı,kolu,bedeni gibi.

O araç hırsla kullanılınca öldürücü yılana dönüyordu bu yılan ki zehir üretiyordu.O zehir ki,yakıyordu,yakınca boğuyordu.

O araç hırsla kullanılmayınca yılan bu sefer hay diriliği veren panzehire dönüyor.Zehirleyici ağız tatlı bir ağza kalbe değen bir dile dönüyor,kalp hakkı batıldan ayırma yeteneğine kavuşuyor,damarlardaki daralma,tıkanıklıklar iyileşiyor ve normal bir kan akışına,yani dengeye kavuşuyor.Nabzın normal akışı bu hali çok güzel anlatır.Normal akan bir kan nasıl insanı enerjik,dengeli yapıyorsa aynı şey.Tabi ki bu enerjiyi de yine hayra kullanmak insanın kendi ellerine verilmiş bir cevherdir.Bu hali korumakta yine insanın elindedir,sürekli dengede kalabilmek,hak kök bilgiler ile beslenmekten geçer.


İnsan huzurlu,bereketli bir hayat özlemi ile yaşar,çürümeyen ve bozulmayan bir ömrün,nimetlerin izini sürer.En güzelini aramak insanın hakkıdır fakat bu diğer tüm canlara zarar vermeyecek bir iz,çalışma olmalıdır.Kendi menfaatimiz için bir karıncayı dahi yok olmasına sebep olacak iş vebaldir.Zerreden küreye yaptığımız iş diğer canlara zarar verecek ise bu büyük bir vebaldir.Bunun için insan ,hayvan,bitki,deniz,toprak,hava her şey dahildir.Yaptığımız her işten sorumluyuz.Yere tükürmek dahi büyük bir vebaldir,en başta Rabbimiz yüce Allah'a saygısızlıktır.

İnsan hata yapabilir,hatada ısrar etmek ve hatayı düzeltmeye çalışmamak,vurdum duymaz olmak kendini kör karanlığa atmaktır.

Hatayı kabul etmek ve düzeltmeye çalışmak en yiğit erdemdir.Hak ve batılı aramayınca insan bir çok tuzağa hiç fark etmeden,masumca düşer.

Bir elma,muz kokusu nasılda cezbe der insanı,çünkü o kokuyu bilir,onda ne muhteşem bir tat olduğunu,o bir hakikatin kokusudur.Gerçeğin kokusu...

Koku var ise ve ona ulaşma imkanı açık ise onun peşine ister istemez düşer,merak eder...
İnsan işte böylece düşer hırslarından gözleri dönmüş canavarların tuzağına...
Tarih sayfalarını açtığımızda bir çok acı gerçek ile karşılaşırız...

İtibar,zenginlik,bitmeyecek mal,yemek gibi vaatler ile insanlar hiç acımadan bir çok savaşlara destek olmuş,savaşın içinde hırsları ile kendini dahi yaktığını fark edememiştir.

Birilerinin kanı ile ebedi mutluluk ummuştur.İşte onlar alev babası olmuştur.Malları ve kazandıklarından bir eser kalmamıştır ve hep cani olarak hatırlanır...

Bir yerlerde zulüm var ise ve o görmezden geliniyorsa bu afet o görmezden gelenlerin kapısına da hiç ummadığı zaman gelir.

Zalim olan, insan zaaflarını bilir,bir elma kokusu ile de bir itibar,liderlik duygusu ile de kandırır insanı...

Hurma ağacı olan bir insan, onu hak için de batıl içinde kullanabilir.Maddi ve manevi gücü elinde olan insan hırsları ile hareket edince aldatmaya başlar.Elinde ki ile yetinmez aç gözlü olur.Aç gözlü olan komşusunda yangın çıksa o ondan nasıl çıkar sağlarım derdine düşer.


İki boynuzlu Musa heykelleri ve boynuzlu Zeus heykeli vardır tarihten kalan eserler.Bu heykelleri tanımama sebep olan alev karısının boynunda ki hurma lifinden yapılmış olan ip taşıdı beni o uruk ağacını bulmama...konu konuya bağlayınca iki boynuzlu Musa ve boynuzlu Zeus heykellerine götürdü.

Nedir bu heykelleri yapılan,kilimlerimize sembol diye dokunan boynuzlar?

Boynuzun ne anlattığını anlayabilmek için hakikatleri değişmeyen boynuzlu hayvanların boynuzlarının ne işe yaradığına bakmamız gerekiyor.

Koç dişisine kendini beğendirmek ,dişisini korumak,kendini korumak için boynuzunu kullanır.

Kuzu koyun olup üremeyi ve süt vermeyi anlatırken,koç aşılamayı ve gücü anlatır.
Bu bize gösteriyor ki boynuz hayvanın hem manevi hem de maddi gücünü temsil ediyor.Maddi ve manevi güce ulaşmış olan kişi çok büyük bir hazineye kavuşmuştur.Peki bu hazineyi hayır ile kullanacağı bir yüreği yok ise ,bu hazineyi kinleri,nefretleri için bir araç için kullanır ise neler olur?

Tabi ki tarih ve günümüzde olan kıyımlar elde olan iyi olanakların kötüye nasıl kullanıldığına insanlar şahittir.


Maddi ve manevi olanağı olan gösterişi ile arzuladıklarına ulaşmak için hırs ile aldatabilir.Güç ve gösteriş meraklısı olanlarda bu tuzağa düşer ve onlar ile birlikte kendini helaka sürükler.
Elinde ki gücü hırs ile kullanan yıldırım gibi olur,değdiği yeri yakar,kül eder.
Elinde ki gücü hak ile kullanan hikmetli,salih işler yapar.

Peki Hakim kitabımız Kur-an'a bakınca 'iki boyunuz sahibi'kelimesini nerede görürüz?

Tabi ki Zu'l Karneyn kıssasında:

''Surenin beşinci kıssa meseli olan''Zu'l karneyen meseli,maddi iktidar-manevi bilgelik bağının ve yerellik-evrensellik dengesinin değerini işler.Şu iki ayet bu meselin ana fikrini beyan eder.
''Evet,onun iktidarı için yeryüzüne uygun bir zemin hazırladık ve onu eşyanın yasaları ile uyumlu araçların(bilgisini)bahşettik:o da kendisini(amacına)ulaştıracak bir araca başvurdu.''
                                                            Kehf suresi 84.85.ayet
Meselde''Dünyevi iktidarı ifade eden hüküm ile ilim ve bilgeliği ifade eden hikmet bir araya gelince ne olur?''sualinin cevabı verilir.Ortaya Z'ul-cenaheyn(çift kanatlı) demeyi hak eden bir ''bilge yönetici''çıkar..İşte Zu'l Karneyn(iki boynuz sahibi/ik çağ sahibi/iki alamet sahibi)olmak budur.
Kıssa ve meselleriyle bu surenin hedefi,varlığın çift kutuplu tabiatına ve zıtların içtimasına dikkat çekmektedir.
Bu yolla insanda eşyanın çift boyutluluğunu göz ardı etmeyen dengeli bir tasavvur inşaa etmeyi amaçlar.''(Kuran surelerinin kimliği.M.İslamoğlu)


Z'ul Karneyn kıssasını Kefh suresini bütün olarak okuduğumuzda daha iyi öğütlerimizi alacağımızı düşünüyorum.


Kehf (mağara) suresin de Eshab'l Kehf (mağara arkadaşlar)kıssası en çok bilinen kıssa dır.Ve bize doğruluk azminde olup doğruluktan vazgeçmeyenlerin tekamül yolculuğunu anlatır.

Kur'anda ki kıssaları geçmiş de kalan hikayeler zannedersek yanılırız.
Hepimiz kemale erebilmek,doğru yolu bulabilmek için buradayız.İyi ve kötünün ayrıldığı,seçildiği imtihandayız.Önce saf bir adem gibi büyür,sonra Hz Musa gibi toy halimiz hak ve batılı ayrıma yolculuğunda doğruluk azmi ile bilgeliğe kavuşur.


''Eshabe'l kehf ve R'-rakım ibaresini''mağara ve yazı arkadaşları''şeklinde çevirebiliriz.Böyle bir çeviri,kesinlikle burada iki ayrı guruptan söz edildiği anlamına gelmez.Çünkü burada kıssası anlatılan sadece bir gurup insandır.Bu durumda''mağara''ve''yazı''yı kıssanın iki ortak unsuru anlamak gerekecektir.
Mağara,paylaştıkları ortak mekandır;bu açık.Bu durumda ''yazıyı''ortak uğraşları,meşgaleleri olarak yorumlamak gerekecektir...
Fakat,bu olayın anlattığı pasajda açıkça ölümden sonra dirilişe ilişkin olağan üstü bir olay nakledilmektedir.

Dahası, 21.ayette onların üzerine ''anıtsal bir kitabe''dikme teklifi de açıkça yer almaktadır.
Er-Raşed ve er-ruşd''doğru yolu tutturma''anlamında,''sapma.''sapma ve şaşırmanın''mukabilidir.
Doğruyu bulacak bir bilgi ve yolun amacını kavrayacak bir bilinç sahibi olmayı ifade eder.''(Hayat Kitabı Kur'an tefsiri.M.İslamoğlu)''



''Hani, o gençler mağaraya sığındıkları zaman, "Ey Rabbimiz!" demişlerdi, "Bize katından bir rahmet bahşet; ve içinde bulunduğumuz (harici) şartlar ne olursa olsun bizi doğruluk bilinciyle donat!"

''Bunun üzerine mağarada nice yıllar onların kulaklarına ağırlık vurduk (onları derin bir uykuya daldırdık)''

''Sonra da onları uyandırdık ki, iki zümreden hangisinin bekledikleri gayeyi daha iyi hesap etmiş olduğunu bilelim.''
                       Kehf suresi 10.11.12.ayetler

Kehf suresi 12.ayetteki Ahsâ kelimesinin anlamını M.İslamoğlu Hayat kitabı Kur'an tefsirinde çok güzel anlatıyor:

''Ahsâ,gerçek bir çok anlamlı kelimedir ve''saymak,hafızaya kaydetmek,saygı duymak,
değer vermek,anlamak,anlamlandırmak,dinlemek,değerlendirmek,bilince katmak,ders çıkarmak,hayata aktarmak''gibi anlamlara gelir.Hemen belirtelim ki,biz tercümemizde ahsâ'yı,ismi-i tafdil olarak değil geçmiş zaman fiili olarak aldık.''


''Onlara: Madem siz, onlardan ve Allah'tan başka tapmakta olduklarınızdan ayrıldınız; o halde mağaraya çekilin ki Rabbınız; size, rahmetinden genişlik versin, işinizde kolaylık göstersin, denildi.''Kehf suresi 16.ayet


Öğütlerimizi daha iyi tefekkür edebilmek için Kehf suresini bütün olarak tekrar okumanızı tavsiye ediyorum.
Kemale erme yolculuğunda olan insan,doğruluk azminde oldukça ve sadece Allah'a kul olmak istedikçe o uyandırılır,o aşamalar ile çağ atlar.
Mağaraya çekilmek dünyanın cicisinden bicisinden uzaklaşmaktır.Kendine çekilmektir,bütün putları terk etmek ve yalınlaşmaktır.Hırstan,açgözlü olmaktan korunmaktır.

Kulaklar alınır ki, kalpler duyma erdemine kavuşsun.

Doğruluk iddiasın da bulunan insan mağaraya çekilmiş de olsa o imtihan edilir.Sözün de ne kadar sadık diye.

Bilgeliğe ulaşmayan zihin mağara uyurları gibidir.Onları görünce uyanık sanırsın,kalpleri gel-gitli dir.Bir doğruluğa bir eğriliğe çevrilip dururlar.Aslında dertleri doğruluğa,doğruya ulaşmaktır.

Doğruluk istikametinde ayrılmadıkça ve hiç bir putu Allah'a ortak koşmadıkça onlar uyandırılırlar.Allah Takva sahiplerini hidayete ulaştırır.


Halden hale aşamadan aşamaya geçerler.Kalpleri,gözleri,kulakları açılır.Hayatın maddi ve manevi boyutunu seçecek hak ve batılı ayıracak olanağa kavuşurlar.Karanlığın içinde beyaz ipliği,hilali bulma aşamasıdır bu durum.Karanlığın içinde seçebilecek basirete kavuşmaktır.

Doğrulu arzusun da olup imtihan ve olgunlaşma süreci gibi uyandıktan ve umduklarına kavuştuktan sonra da ne yaptıkları imtihandır.

Uykudan uyanmak;gözlerin açılması ile yeni bir güne nasıl kavuşuluyorsa,rüya aleminde çıkıp her şeyin aşikar olması halidir ki bu o kişi için yeni bir çağdır.

Memleketimizde 'çocuk' kelimesi 'çağa' olarak da kullanılır.Yeni bir çağa kavuşmak,insanın yeni bir boyuta ulaşması,yeni bir bilgiye kavuşması,yeni bir bebeğe kavuşması hali gibidir.
O çağ ile yapacağın yine senin elindedir ve o çağı hırsların yüzünden helak etmekte senin elindedir.O çağını en güzeli ile hakkı ile yetiştirmekte senin elindedir.


Toy insan ,DOĞRULUK ARZUSU İLE MAĞARA SÜRECİNDE GEÇTİKTEN SONRA İKİ BOYNUZ SAHİBİ/İKİ ÇAĞ SAHİBİ/İKİ ALAMET SAHİBİ OLUR.

Bu erdeme kavuşan insanın,insanların tekammül süreci bitmez ta ki DOĞRULUKTAN VAZGEÇMEYİP GERİSİN GERİ DÖNMEDİKÇE,DÜNYANIN CİCİSİNE BİCİSİNE GÖNÜL BAĞLAMADIKÇA HZ.MUHHAMMED NURUNA KAVUŞUNCAYA KADAR SÜRER.O NUR Kİ GÜZEL AHLAK VE EMİN OLMA SIFATIDIR.
EMİN OLMAKTIR.GÜVENİLİR OLMAKTIR,ALLAH'A SONSUZ GÜVENE ERMEKTİR.
Keh suresini okuyunca görürüz ki Ashab-ı kehf kıssası,iki bağ sahibinin kıssası,Adem-iblis kıssası,Musa-alim kul kıssası,Zülkarneyn kıssası ile doğrulukta azim süreci aşamaları olağanüstü bir şekilde anlatılır.

Doğruluk azminde ki insan ne kadar şeytanlaşmışların ve kendi nefsinin hakikat algısını bozacak vesveselerine kulak asmaz ise yolculuğu daha kolay geçecektir.

Firavun düzenin içinde hak ve batılı ayrıt edemeyecek durumda ki insan o batağın içinden çıkıp bir kuru yer arar kendine ve bir de salih kul.Sabrı,tecrübeyi,ve bilgiyi yanına alınca salih bir kul olur.Hakkı batıldan ayıracak erdeme kavuşur.

Zulkarneyn aşamasıdır bu,iki çağ sahibi,iki boynuz sahibi olmaktır,iki alamet sahibi,hak ve batılı seçme erdemidir ve maddi ve manevi bilgelik gücünü hak yolunda kullanacak hikmete kavuşur.Öfkesini kontrol edebilecek yüreğe kavuşur.Elinde ki imkanı hak için kullanacak imkana kavuşur.

Ve hak olanı seçer.Batılı atar ve bir Meryem yüreği yolculuğuna çıkar...

Elimize bir güç geçmiş ise ve biz hırslarımız yangınlara sebep oluyorsak bu da batıl bir tekamüldür ki bu yecüc ve mecüc olmaktır.taşkınlıktır,,,hakkı arıyorken dahi taşkınlık,bozgunculuk yapıyorsak,masumların canları yanıyorsa biz kendimize bakmalıyız.Hangi yoldayız...


''De ki: «Ben de sizin gibi ancak bir beşerim. Ne var ki, bana ilâhınızın ancak bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Onun için her kim Rabbine kavuşmayı arzu ederse iyi amel işlesin ve Rabbine yaptığı ibadete hiç kimseyi ortak etmesin''Kehf suresi 110.ayet

İnsan bozar,önce halini,sonra ağzını,sonra kelimelerini ve unutur özünü...

Hz Adem den beridir ki Allah'ın bize din olarak seçtiği İslamdır.Bütün peygamberler görevini hakkı ile yapmıştır.İnsanların kimi inanmış kimi inanmamıştır.
İnsan bozar,insan unutur,insan uyur...
Halini bozan bir nesilden sonra,anlayamayan bir nesil oluşur.Çünkü hal dili olmayınca anlamalar karışır.Bir zamanlar hakikat diye yapılan semboller anlamını bulamaz ve çok tanrıcılık,şer ilahı,iyilik ilahı gibi inançlar oluşmaya başlar.Hakikat bütün olarak görülmez.

İnsan seçilir, iyilik ve kötülük yapanlar seçilir bu aşamada...sınav...

Hakikatlere,güce,batını,zahiri,maddi,manevi bunlar Allah'ın rahmetidir diyen aşama aşama yükselmeye devam eder.

Fakat.Allah'tan değil kendinden olduğunu zanneden,arzularına uyandır,hakikati perdesiz anlayacak kabiliyete kavuşmaz.Kalbi arzularına uymaktan dolayı kapatılır ve ilerleyemez.

Ve o kişi ben ben dedikçe,ben yaptım,ben yapıyorum,benim aklım ile dedikçe Firavunun,alev babasının yolunda kalır,malı ve kazandıkları kendine fayda etmez.Kendi nefsine tapmaya başladığını dahi anlayamaz.

Çobanlık peygamberlik mesleklerindendir.Çoban olma mesleğinde bilgeliğe kavuşan,Kur'an ile hakikat bilgilerini tefekkür etse hem işini geliştirebileceği hem de manevi bilgeliğe kavuşur.
Hayatımızın içinde hangi işin bilgisine kavuşmuş isek o işi ihlasla,Kur'an bakış açısı ile, hakikat bilgileri okuyunca hikmetli bilgeliğe kavuşulur.Bu iki bilgelik sebebi ile sağlam çelikten bağlar kurulur.Elimizdekini kıymetini bilir,Hak için,güzellik için kullanılırız o zaman.

Bir işin üstadı olabilir insan,manevi bilgeliğe kavuşmamış ise hayatını mala ve kazandıklarına bağlar,malı ve kazandıkları tükenince kendide tükenir.

Bir işin üstadı olan insan,manevi bilgeliğe de kavuşunca Zulkarneyn gibi hangi sebebe yapışsa onu hakikat ile yapmaya çalışır.Hak ile yapacağı hikmet sahibi olur.
Böylece her nimetin,sebebin,Allah'tan rahmet olduğunu bilir.

Faruk Beşer yeni şafak com.tr de ki yazısını akleden bir kalp ile okuyalım:

''Fıkıh ve hikmet
Demiştik ki, fıkıh bir Kur'anî kavramdır, ama sonradan İslam âlimleri tarafından bir ilim dalı ve bilgi türü olarak genişletilmiştir. Kavramın bu teknik yönüne geleceğiz.

Kur'an-ı Kerim’deki kullanılışına baktığımızda fıkhın kalbin bir eylemi olarak anlatıldığını görürüz. “Cehennemliklerin kalpleri vardır ama o kalplerle fıkh edemezler/anlamazlar” (7/179). Bu anlamda ‘kalb’ hem fıkhetmenin hem de akletmenin aracıdır. Akledebilen kalb ‘fuâd’ haline gelmiş olur. ‘Fuâd’ salt akıl demek değildir, kalbin anlamaya engel olan ön yargılardan arındırılan, duygular ve gönül birliği ile oluşan akıldır.
Bu sebeple Kur'an-ı Kerim’de bilgi edinme yolları olarak hep sem’ (doğru haber), basar (deney ve tecrübe, yani duyular) ve fuâd zikredilir (17/36). Ama kelam ilmine geçince fuâd salt akla dönüşür ve kelamcılar bilginin aracı olarak; akıl, duyular ve doğru haberi sayarlar. Gerçi insanda akıl diye bir cevherin bulunmadığını, akletmenin de kalbin bir eylemi olduğunu düşündüğümüzde sonuç yine aynı kapıya çıkar.

Kur'an-ı Kerim’de şu özellikler de insanoğlunun fıkh edememesi diye anlatılır:

Sözün anlamını kavramamak (4/78).

Küfür, nifak ve kin sebebiyle kalbin duyarlığını yitirmesi, anlamaması (9/81, 127), (17/47).

İnananlardan korkuya kapılmak (59/13). 


Kısaca kâfirler ve münafıklar fıkh edemezler (63/3, 7). Yani onlar fıkıh düzeyinde bir anlayışa sahip değildirler.

Zayıf imanlı müminler de çok az fıkhedebilirler (48/15).
Akledebilmek de bir iman sebebidir.

“Cehennemlikler diyecekler ki, dinleseydik (sem’), ya da akletseydik cehennemliklerden olmazdık” (67/10).


Kur'anî anlamda fıkıh da akıl gibi bir cevher değildir, anlamanın bir boyutudur. Eşya arasında ilişki kurabilip zarardan sakınma düzeyindeki bir anlama akletmedir. Bunun kalbin derinliklerine kadar işlemesi, meselenin inceliklerinin dahi kavranması ise fıkhetmedir. İkisi de süre giden bir eylemdir. Bu sebeple yine ikisi de Kur'an-ı Kerim’de isim olarak değil fiil olarak zikredilirler.
Mesela fıkhetme kelimesi Kur'an-ı Kerim’de 20 yerde ve hepsi de geniş zaman kipindeki fiil (muzari) olarak geçer. Bu kalıp süregiden bir eylemi anlatır. O halde fıkıh kitaplardaki bilgileri ezberleme değil, hayatı ve oluşları kalple ve imanla, Kur'an’a göre sürekli bir biçimde anlama ve anlamlandırma olmalıdır. Ancak bunu yapabilen âlim fakih olabilir.

Anlama sürecinde akletmenin ardından fıkhetme gelir. Fıkhetme ile varılan sonuç ise hikmettir. Hikmet artık bir anlama süreci değil, anlama süreçlerinin sonunda ulaşılan sabit, muhkem ve hükme bağlanmış bilgidir. Fıkıh ve hikmeti bir ultrason cihazının çalışmasına benzetebiliriz. İnsanın batnına konan alet sürekli arar, karartılar bulur, en net noktaya gelindiği zaman da uzman düğmeye basar ve o noktanın sabit bir resmini alır. İşte bu arayış fıkıh, en net noktanın sabitlenmesi de hikmet gibidir.

Bu özelliğiyle hikmet, eşyanın aslına uygun nihaî bilgidir. Bu sebeple bize şöyle bir dua öğretilmiştir: “Allah’ım eşyayı bana olduğu gibi öğret”. Hikmet son noktadır ve insan için ondan ötesi yoktur. Bu özelliğiyle olsa gerek ki, hikmet de fıkıh gibi Kur'an-ı Kerim’de 20 yerde geçer, ama ondan farklı olarak bu yerlerin hepsinde isim halindedir. İsim sübutu ve değişmezliği anlatır. Fıkhın 20 yerin tamamında süregiden bir eylemi anlatan kalıpla, hikmetin ise yine aynı sayıda ve sübutu anlatan bir kalıpla gelmesi, hem ikisi arasındaki ilişkiyi, hem de farkı anlatıyor olmalıdır. Böyle bir çıkarsamanın Kuranı Kerim için bir anlama yöntemi olamayacağını biliyorum, ama insana bir fikir vermesi açısından ilginçtir.

“Kime hikmet verilmişse ona çok büyük hayırlar verilmiş demektir” (2/269) anlamındaki ayet hikmetin, akletme ve fıkhetme iradesini gösterebilen insanlara bir lütuf olarak Allah tarafından verilen bir bilgi olduğuna işaret eder. Bu anlaşılırsa ilm-i ledünnî için başka menkıbeler anlatmaya da gerek kalmaz. Oysa fıkıh verilen bir bilgi değil, insanın kendi çabasıyla kazandığı bir bilgidir. Bu sebeple Hz. Peygamber’in bilgisine fıkıh denmez. Çünkü o da hikmettir ve verilen bir bilgidir.

Kur'an-ı Kerim’in tamamı ve Hz. Peygamber’in sünneti hikmettir. Çünkü onlar da nihaî doğrulardır. Bu sebeple Allah (cc), Hz. Peygamber’e “biz sana Kitabı ve hikmeti indirdik” (4/113) buyurmuştur.''




Fuad aşamasına gelmiş bir kalbe kavuşmak hikmet yolculuğuna çıkmaktır.Küfür ,nifak,kin,korku gibi duyguların kalpten temizlenmesi ile bu yolculuk başlar.Eşyanın hakikati ile parlak bir kalp buluşunca ihlas ile işte o zaman hikmet pınarı bulunur.

Batılın kucağında dahi büyüse bir yürek o karanlığın içinde ihlas ile yürüdükçe Rabbi ona doğru olanı seçebilme yeteneği ikram eder.

Zulkarneyn aşamasıdır bu,iki çağ sahibi,iki boynuz sahibi olmaktır,iki alamet sahibi,hak ve batılı seçme erdemidir ve maddi ve manevi bilgelik gücünü hak yolunda kullanacak hikmete kavuşur.Öfkesini kontrol edebilecek yüreğe kavuşur.Elinde ki imkanı hak için kullanacak imkana kavuşur.
Bu daha önce de dediğimiz gibi binlerce kitap okumaya bağlı değildir,ihlaslı bir kalp ile hangi işte bilgeliğe kavuşmuşsa insan,Kur'an ışığını da yanına alarak,eşyayı hakikati ile okuyunca hikmete kavuşur o yürek.İster çoban,ister terzi,ister çaycı,isterse de evinde oturan bir hanım olsun...

Binlerce kitap bilgisine sahip olsa insan o kalbinde hırs ve açgözlülük taşıyorsa,o bilgiler dahi ona ateş olur.Hikmeti anlayamaz,başına gelenlere tahammül edemez,verilmeyenlerde de hayr olduğunu anlayamaz.

Çok küçükte olsa hakikatli bir bilgisi olan insan ,kalbinde hırs ve açgözlülük taşımıyorsa o elinde ki bilgi ile hayr üretir,işine gücüne bakar,elinde ki ile faydalı işler yapar.

Çok küçükte olsa hakikatten beslenen,Kur'an ışığı da almaya devam eder ihlas ile doğru yol azminde bulunur ise hem işinin hakkı ne ise onu yapar hem de zaman ile hikmetlere kavuşur.

Kalbin ihlasla zahiri ve batını hakikat bilgisi ile buluşması, hikmete ulaşma tekâmülü dür.

Kırlangıçları gelen bir derin kışa döner,dışı buza,içi ateşe döner.Isındıkça sıkıntıları artar.Bir çare için kıvranır.Bu KIVRANMA ile şekillenir,içinde ki dışına yansır.Niyetine göre KIYAM eder.

KIYAM:
*Ayağa kalkmak,ayakta durmak
*Bir işe girişme,kalkışma,teşebbüs etme
*Ayaklanma,baş kaldırma,karşı gelme
*İslam inancına göre,ölümden sonra,yeniden dirilip ayağa kalkma
*(namazda)ayakta durma


Niyet ne ise ona göre kalkılan kıyamda yaptığın azim ve o işe baş koyman ile işin sonucu,yol şekillenir.

Dünyaya gelişimiz ve beş altı yaş civarına kadar olan zamanı hatırlamayız.Bebeklik dönemi eşya ile tanışma dönemi fakat farkında olmadan ,yüzeysel isimleri ve amaçları ile tanışırız.Eşyada ki anlamı çözdükçe bilincimiz açılır.Genelde beş,altı yaş döneminden başlar hatırladıklarımız.

Her insanın beden yaşı,zahiri bilinç yaşı birde batını bilinç yaşı vardır.Buna farkında olmadığımız dönem,farkında olduğumuzu zannettiğimiz dönem,farkında olduğumuz dönem diyebiliriz.

Farkında olmadığımız dönemden,farkında olduğumuzu zannettiğimiz döneme kavuşmamızda yeni bir çağa kavuşmamızdır.Bu dönem birinci sûr gibidir.Çalkantılı geçer,KIYAS lar olur.KAYGIlar olur.
Bir KIYI arar insan kendine.Kıyıya varan düşünmeyi,üretmeyi öğrenir.Kıyıda olan ya balık avlar ya düşünür,ya eğlencesine bakar.O karada da gemi kurmayı öğrenir.Hırsı ile hareket eden korsan gemisi yapar,kızgınlığı kızıl bir ateş olur.

Dalgalara,alaylara aldırmayıp,hakikat gemisini kurmak isteyen batılı kendine bulaştırmadıkça,ne kadar içi kızışsa kendinde ki hakikat bilgiler tomurcuklanır.

Batıl ile harman olan ise bir çirkefin içine düşer.Olabilmek için yeniden başa sarar...

Hakikat bilgileri tomurcuklanan önce başkalarının esaretinden kurtulur.Zincirlerinden,iplerden kurtulur.Onun rüzgarı artık Rahman ve Rahim Allah adı ile dir.Allah adı ile hareket ettiğinin farkına varır.

Bir kozadan çıkış halidir ki bu kişinin KIYAMETİDİR,dirilişidir.Farkında olduğunu zannettiği dönemden farkında olduğu döneme akışıdır.Karanlıktan aydınlığa çıkması ve herşeyin gün yüzü gibi seçilebilir aşamasına kavuşmaktır.Köklere ulaşmaktır,közünü kül etmektir.Köpeğini kapıya bağlamaktır,köprü kurmaya,bağ kurmaya başlamaktır.başlamaktır. Cüruf olanı atmaktır,körlüğün gitmesidir,karanlık noktadan kurtulmaktır,kör düğümlerin çözülmesidir.Yeni tertemiz bir kalbe kavuşmaktır.Bir kudrete kavuşmaktır.

Kudrete kavuşan arzularının peşine düşer ve nimetleri kendinden zannederse KUDURMA başlar.Köpek yeniden evin içine alınmış olur.İdraki ve iradesini yeniden kaybeder,eline geçince şımarık,eline geçmeyince umutsuz ve mutsuz olur.KUKLA olur,KULA KUL,KENDİNE KUL,EŞYAYA KUL OLUR.

Namazını ciddiye alan insanlar eni sonu ihlasa erer.

Namaz yüreğe ihlas ile hakikat ekmektir,zemzeme kavuşmaktır.

Namaz, ateş çukurundan hakikat ipi ile göğe yükseliştir.Ayaklarımızın altında bir ateş,başımızın üzerinde bir gök var...tercih!!!

Doğrusunu Alim,Rahman Allah bilir.Hamd alemlerin Rabbi Yüce Allah'a,selam tüm peygamberlere ve salihlere.


                                                                  ikraela

                                                               @ElaIKRA



0 yorum:

Yorum Gönder